Arkadaşlar hepinize Merhaba,
Aşağıda bugün derste konuştuğumuz İbni Sina ile ilgili bir parça ve dört soru var. Sizden isteğim bu parçayı dikkatli bir şekilde okuyup, bu dört soruya açık-anlaşılır-detaylı cevaplar vermeniz. Çarşamba akşam 23;59 a kadar cevaplarınızı yazmanız gerekiyor. Sorulara cevap verirken yararlandığınız kaynakları (kitap, dergi, internet adresi, vb.) en alta açık bir şekilde belirtmenizi istiyorum. En az üç arkadaşınıza yorum yazmayı unutmayın.
Aşağıda bugün derste konuştuğumuz İbni Sina ile ilgili bir parça ve dört soru var. Sizden isteğim bu parçayı dikkatli bir şekilde okuyup, bu dört soruya açık-anlaşılır-detaylı cevaplar vermeniz. Çarşamba akşam 23;59 a kadar cevaplarınızı yazmanız gerekiyor. Sorulara cevap verirken yararlandığınız kaynakları (kitap, dergi, internet adresi, vb.) en alta açık bir şekilde belirtmenizi istiyorum. En az üç arkadaşınıza yorum yazmayı unutmayın.
BİLDİM VE ANLADIM Kİ,
HİÇBİR ŞEY BİLİNMEMİŞ VE HİÇBİR ŞEY ANLAŞILMAMIŞTIR (İbni
Sina)
İBN-İ SİNA (980-1037)
Bilim ve tabâbet
dünyasının semasında bir güneş gibi parlayan Müslüman Türk bilgini İbn-i Sînâ,
Buhârâ´ya bağlı Afşan’da doğdu. O, tarihin en büyük tıp allâmesidir. Esas adı
Ebû Ali el Hüseyin, babası Abdullah bin Sinan, annesi Sitare Hanım´dır. Tahsil
çağına geldiğinde birçok bilim dalında bilgi sahibi olmuş, edebiyat ilimlerini
iyice kavramıştı. Çağının bütün ilimlerini nasıl elde ettiğini kendisinden
dinleyelim: "5-6 yaşlarımda
babamla Buhâra´ya geldik. 10 yaşımda Kur’ân’ın hıfzını bitirdim. Daha sonra
muhtelif hocalardan fıkıh, kelâm ve matematik okudum. O yıllarda Buhârâ´ya
"Nâtilî" adında bir bilgin gelmişti. Babam bu zâtı evimize dâvet
etti. Ondan felsefe ve matematik öğrendim. Bu arada tıp da öğreniyor, nazarî
bilgimi hastalar üzerinde incelemelerle tamamlıyordum. Kitap okumaktan çok
deney ve gözlemlerden faydalandım. Geceleri de okumak ve yazmakla meşgul
oluyordum. Uyku bastıracak olsa bir bardak bir şey içer, uykuyu dağıtırdım. Çok
defa uyandığımda, önceden halledemediğim bazı şeylerin uykuda halledilmiş
olduğunu görürdüm. Daha
sonra metafizikle uğraşmaya başladım. Bu konuda Aristo’nun kitabını belki kırk
defa okudum ama anlamadım; ümitsizliğe düştüm. Bir gün açık artırmayla bir
kitap satılıyordu. Bu, Fârâbî’nin bir türlü çözemediğim metafizikle ilgili
kitabıydı. Almak istemedim. Dellâl, almam için ısrar etti. Aldım; eve gelip
okuyunca o güne kadar bir türlü anlayamadığım metafiziği tamamen kavradım. Buna
çok sevindim; Allah’a (cc) şükredip secdeye kapandım, fakirlere sadaka
dağıttım."
İbni Sina İslam medeniyetinin Altın Çağı olarak bilinen ve
Yunanca, Farsça ve Hintçe'den eserlerin çevirilerinin yapılıp üzerinde yoğun
çalışmalar yapıldığı bir dönemde çalışmalarını yaptı. Horasan ve Orta Asya'daki
Samani Hanedanı ve Batı İran ile Irak topraklarındaki Büveyhiler bilimsel ve
kültürel ilerlemeye çok uygun bir ortam hazırlamışlardı. Bu ortamda Kur'an ve
Hadis çalışmaları çok ilerlemişti. Felsefe, fıkıh ve kelam çalışmaları İbni
Sina ve çağdaşlarınca geliştirilmişti. Razi ve Farabi tıp ve felsefe alanında
yenilikler sağlamışlardı. İbni Sina, Belh, Hamedan, Horasan, Rey ve İsfahan'daki
muhteşem kütüphanelerden yararlanma olanağı elde etmişti.
İlim dünyasının şeyhi, yani "üstad"ı olan İbni
Sînâ, Batı ansiklopedi sözlüklerinde "tabipler sultanı" diye
tanıtılır. Ünlü bilgin, hasta Buhârâ hükümdarı Mansur´u tedâvi edince, hükümdar
onu saray kütüphanesi müdürlüğüne tayin etti. Orada değerli kitaplardan
faydalandı. Neticede ilimde, tecrübede zirveleri tuttu. Daha sonra şifâ arayan
Hemedan emirini tedâvi etti, hükümdar da onu vezir yaptı. Fakat askerî
icraatını tenkit ettiği için hapsedildi, evi yağmalandı ve öldürülmek istendi.
O da bir fırsatta kaçıp eczacı bir dostunun evinde saklandı. Gizlice kaçmak
isterken yakalanıp tekrar hapse alındı. Aylar süren hapis hayatında en meşhur
eserleri Kanun fi’t-Tıb’bın birinci cildiyle, "El-Hidâye
fi’l-Hikme"sini yazdı. Sonra tebdil-i kıyafetle İsfehan’a kaçtı. Orada
Büveyhî emiri Adüddevle’nin yanında çok îtibar gördü ve sarayda yapılan
bilginler toplantısının yöneticiliğine getirildi. Bunca sıkıntılara rağmen
ilmin hemen her dalında âbide eserler verdi. Halbuki bu ilimlerin yalnız bir
tanesi bile insan ömrünü dolduracak mahiyettedir. Ünlü bilgin anlamakta
zorlandığı metafizik konularda kendisine yardımcı olması için Yüce Allah’a (cc)
dua ederdi. Karşılaştığı bir güçlüğü yendiği zaman da Mevlâ´ya şükrünü ifade
etmek üzere secdelere kapanıyor, namaz kılıyor ve sadakalar dağıtıyordu.
Çalışmalarında gözlem ve deneylere önem verirdi. Tıp tarihi,
nice hastalığın teşhis metodunu İbn-i Sînâ’ya borçludur. Kanın vücutta gıda
taşıyıcı olduğu, kan dolaşımı, kalbin karıncık ve kapakçık sistemi, şeker
hastalığında idrardaki şeker tespiti... Ameliyatlarda şiddetli ağrıları
dindirmek için afyon ve sâir maddelerden uyuşturucu ilaç elde edilmesi,
bağırsak parazitinden meydana gelen hastalığın keşfi... O gün adı dahi
bilinmeyen gaz bombalarından korunma yollarının bulunması gibi birçok keşifler
yapmış ve ilim dünyasına öncülük etmiştir. Suda ve havada bulaşıcı hastalıkları
yayan küçük organizmalar bulunduğu teorisini ortaya atan; bel kemiğine ait düzensiz
teşekküllerin düzeltilmesi ve cıvayla tedâvi usûlünü ortaya koyan; havayı
zararlı maddelerden temizleme fikrini Pastör’den çok önce bulan; içme sularını
temizleme, ilk filtre fikri, suyun mikroplardan arıtılması için imbikten
geçirme, kaynatma gibi modern usûlü ilk defa uygulayan İbn-i Sînâ’dır.
İbn-i Sînâ, çağımızdan 9 asır önce dağ ve taşların
teşekkülünü izah etmiş, çağının çok ilerisinde, jeoloji konusunda buluşlar
yapmış ve "jeolojinin babası" unvanını almıştır. Tıbbı ilmî temeller
üzerine oturttu. Yüz felcinin merkezî ve mahallî sebeplerini belirtti, damar
içi şırınga ve buz torbasını ilk o uyguladı. Bugün Batı eczacılığına mal edilen
780 ilacı "Kanun" adlı eserinde tespit etmiş, ilaçla tedâvinin rûhî
tedaviyle desteklenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. "Biz en iyi tedâvinin
hastanın zihnî ve rûhî kuvvetlerini takviye eden, cesaretini artıran, muhitini
güzel ve hoşa giden tarzda tertipleyen, müzik dinleten, onu sevdiği kimselerle
bir araya getiren tedâvi şekli olduğunu düşünmeye mecburuz" demektedir.
İbn-i Sînâ’ya göre doktorluk: Hayatın normal akışını
köstekleyen bir engeli ortadan kaldırmadır. Hekimlik: Sıhhati koruma ve
kaybolduğunda onu bulma sanatıdır. Tıp ilmi: İnsan vücudunun sağlık ve
hastalığını konu alan; sağlığın devamı, hastalığın tedavisi için uygun metotlar
uygulayan bir ilimdir. İbn-i Sînâ çok dindar ve cömert bir bilgindi; bütün
varını Hak yoluna sarfederdi. Buna rağmen ömrünü, kâh ilmin kadrini bilen
Sâmânî hükümdarları sarayında, kâh düşürüldüğü hapishânelerde, kâh dostlarının
evinde saklanarak geçirdi. Nihayet çileli hayatının en verimli çağında, 57
yaşında vefat etti. Tabipler pîrinin kısacık hayatında birbirinden farklı bilim
dallarında, her biri o bilim tarihinde bir dönüm noktası olacak muazzam
eserleri hayatına nasıl sığdırdığı akılları zorlayan bir sorudur.
İbn-i Sînâ’nın kitapları 8 asır batı üniversitelerinde ders
kitabı olarak okutuldu, batıda Avicenna olarak tanındı. Ama bunları ya devletin yoğun işleri arasında,
yada siyasi çalkantılardan dolayı hapishanenin gam yüklü gün ve gecelerinde
yazıldı.
Kanun Fi’t-Tıb: 1 milyon kelimelik 5 ciltli dev bir tıp
ansiklopedisidir. Tıpla ilgili hemen her konuda yeterli bilgi vermiştir. Bu
yüzden dünya tıp eğitimine asırlarca hâkim oldu. Kanun’daki tıbbî bilgilerin
çoğu bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Batı’da "tıbbın İncil’i" diye şöhret bulan Kanun,
Lâtin’ceye tercüme edilmiş ve kırka yakın baskısı yapılmıştır. Eser hakkında
Sigrid Hunke şöyle demiştir: "İslâm tabâbetinin en meşhur eserleri bizzat
Sultânî Kitap´la büyük âlimlerin kitapları, İbn-i Sînâ’nın Kanun´u önünde
solarlar. Onun bu eseri Doğu ve Batı´da asırlar boyu tıp tarihinde benzerine
rastlanmaz derecede muazzam tesir meydana getirdi" der. 12. asırda
Lâtince´ye tercüme edilen Kânun, Galen´i devirdi, Râzî’yi tahtından indirdi.
17. asrın sonlarına kadar Monpiller ve Louvain üniversitelerinde okutulan
mecbûrî ders kitabı oldu. Defalarca Batı dillerine çevrilen ve dünyada en çok
okutulan tıp kitabıdır.
Eş-şifâ: İbn-i
Sînâ’nın en büyük ve en sistemli eseridir. Mantık, fizik, metafizik, ilahiyat,
ekonomi, siyaset ve mûsikîden bahseden 18 ciltlik muazzam bir eserdir.
Kanun: Bedenî
ve ruhî hastalıkları tedavî ve şifa kitabıdır. Kanun da Şifa gibi asırlar boyu
Batı´da ders kitabı olarak okutuldu.
El-Hidâye fi’l-Hikme: Metafizik, tabiî ilimler ve mantıktan bahseder. En çok
şerhi yazılan eserlerdendir.
El-İşârât ve’t-Tembîhât: Tabipler pîrinin hayatının sonlarına doğru felsefî
sisteminde yaptığı düzeltmelere yer verir.
SORULAR
1- İbni Sina'nın muhteşem ilminin kaynakları neler olabilir?
Parçadan örneklerle açıklayınız
2- Hayal gücü bilimin gelişiminde etkili olabilir mi?
Parçadan örneklerle açıklayınız
3-
Toplumun-kültürün-medeniyetin bilimin gelişmesine ya da gerilemesine katkısı ne
derecede olabilir? Örnek vererek açıklayınız.
4- Bilimsel bilginin kaynakları neler olabilir? Bilimsel bir
disiplinin oluşum evreleri nelerdir?